Prof. Dr. Rıdvan Şentürk: “Tiyatro yerinde sayarsa, hayattan kopar”

İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rıdvan Şentürk, “Tiyatro yerinde sayamaz. Yani tiyatro yerinde sayarsa, hayattan kopar. Her yıl 1 milyon 700 bin kişinin oyun izlediği söyleniyor. Fakat bu sayının yarıya yakın kısmının tiyatroya sürekli giden seyircilerden oluştuğunu unutmamalıyız. Tiyatro anlayışımızın yenilenmesi gerekiyor. Bu ancak yeni Türk tiyatrosu vizyonuyla mümkün. Bunun da temelinde aslında ‘Batı tiyatrosu ne yapıyor?’ diye bakıp onu buraya hemen aktarmak, benzerlerini yapmak değil. Türk tiyatrosu ve kimliği nasıl olmalı kaygısının yatması gerekiyor. ” dedi.

Türkiye ve Almanya’da tiyatro, felsefe ve sinema üzerine eğitim alan, modern ve postmodern estetik kavramları üzerinde çalışmaları bulunan Şentürk, AA muhabirine Türk tiyatrosunun bugünü ve geleceği hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Şentürk, kaleme aldığı “Terörist” adlı tiyatro oyununun 2018-2020 arasında Ankara Devlet Tiyatrosunda sahnelendiğini, çok ilgi çektiğini ve olumlu eleştiriler aldığını söyledi.

Türk tiyatrosunun geleneksel yapılarıyla çağdaş tiyatronun özelliklerini sentezleyen yeni arayışlara yönelme çabasındaki oyunların desteklenmesi gerektiğini belirten Şentürk, “Yenilikçi oyunlar maalesef bazen oldukları yerde kalabiliyorlar. Başka şehirlerde gösterilmiyor veya festivallere katılamayabiliyorlar, en önemlisi gençlerle buluşamayabiliyorlar. Bu da tiyatronun gelişmesi açısından, Türk tiyatrosu kimliği vizyonunu taşıması bakımından olumsuz bir atmosfer oluşturuyor. ‘Terörist’ oyunuyla ilgili yaşadığım tecrübeden yola çıkarak bunları söyleyebilirim.” değerlendirmesini yaptı.

“Türk tiyatrosunun geçmişten gelen tecrübesi var”

Rıdvan Şentürk, “Terörist”in deneyselliğe yakın, arayış içerisinde, sıra dışı bir oyun olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

“Çağdaş bir oyundu, çok iyi bir tepki aldı. Bol seyircisi vardı, internette ve sosyal medya mecralarında, gazete köşelerinde çok tartışıldı. İnanır mısınız, oyunu 10-15 defa izlemeye gitmiş seyircilerle, gençlerle karşılaştım. Benim amacım Terörist oyunu üzerinden bir tartışma başlatmaktı, ‘Türk tiyatrosu nasıl olmalıdır?’ tartışması. Çünkü kalıpları yıkan bir oyundu ama bunu gerçekleştiremedi. Festivallere katılmak bir tarafa, oyun İstanbul’a bile gelmedi.”

Türk tiyatrosunun dünya tarihindeki yerine ve Batı tiyatrosuyla ilişkisine değinen Şentürk, “Bugünkü Türk tiyatrosunun bir geçmişi var, geçmişten gelen tecrübesi var, bu göz ardı edilemez.” dedi.

Şentürk, Türk tiyatrosunun Batı’dan etkilenmesinin normal olduğunu, bu sürecin 150-200 yıl öncesine dayandığının altını çizerek, “Sorun Türk tiyatrosunun Batı’dan etkilenmesi değil, 100-150 yıl öncesindeki gibi etkilenmeye devam etmeye çalışması, kendine özgü kimlik iddiasında bulunamamasıdır.” ifadelerini kullandı.

Batı’nın klasik dramaturji ilkelerine göre yazılmış oyunlarının sürekli sahnelenmesinin Türk tiyatrosuna fayda sağlamayacağını dile getiren Şentürk, şunları kaydetti:

“Bugün Batı tiyatrosunda da pek çok yeni akım var. Kendi tiyatro sınırlarını dışarıya doğru, sokağa doğru taşımış, deneysellik çabalarıyla yeniden yorumlanmış, eski klasik bildiğimiz dramaturjik ilkeleri benimsemeyen, yeni arayışlar içerisinde daha interaktif, yeni medya mecralarıyla buluşmuş daha ekspresyonist bir yolculuğa çıkmış durumda Batı tiyatrosu. Biz bunu takip edemiyoruz. Türk tiyatrosunun bunu Devlet Tiyatroları öncülüğünde takip etmesi lazım.”

“Shakespeare, kendisinden sonra gelecek olan tiyatro yazarlarına model oluşturmuştur”

Devlet Tiyatrolarının hem sinemaya hem de tiyatro ve dizilere oyuncu yetiştiren, güzide yönetmenler ve oyunculara sahip bir kurum olduğunu vurgulayan Şentürk, “Bu kapasitenin çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Devlet Tiyatrosu denildiğinde muhafazakar, Batı’nın eski oyunlarını tekrar tekrar sahneleyen, arada bir programına yerli oyun da sıkıştıran bir kurum gibi algılanmamalı. Bunun mutlaka düzeltilmesi gerekiyor.” diye konuştu.

William Shakespeare oyunlarının gücünü ve etkisini metninden çok, tiyatro geleneğinin sınırlarıyla oynayabilmesinden aldığını anlatan Şentürk, şu değerlendirmeleri yaptı:

“Yeni türler oluşturmaya çalışması, türler arası kaynaşmaya gitmesi, eski tragedya geleneğiyle oynayarak onu modern drama geleneğiyle buluşturması önemli. Yani hem yapısal hem biçimsel hem içerik olarak arayış içerisine girmiş olması ve bir çığır açması dolayısıyla Shakespeare, kendisinden sonra gelecek olan tiyatro yazarlarına ve genel anlamda tiyatroculara üzerinde konuşabilecekleri, tartışabilecekleri bir model oluşturmuştur.”

“Tiyatro yerinde sayarsa, hayattan kopar”

Prof. Dr. Rıdvan Şentürk, Shakespeare’in yenilikçi tavrının önemine dikkati çekerek, “Batı’yı taklit edeceksek, etkileneceksek bunları da görmeliyiz. Bu yenilikçi tavrı da görmeliyiz. Fakat bu yenilik Batı’yı taklit ederek değil, kendi tiyatromuzu inşa ederek gerçekleşmeli.” dedi.

Batı tiyatrosunun dünden bugüne geldiği noktaya da değinen Şentürk, “Gelinen nokta, Batı tiyatrosunda dramaturjik yapının temel anlatım ilkelerinin Batı tiyatrosunu geliştirmediğini, tam tersine değirmen taşı gibi kendi etrafında dönen, kendini öğüten ve tekrara dönüştüren bir kısırlığa yol açtığı yönündedir.” ifadesini kullandı.

Tiyatronun yeni arayışlara yöneldiği bir dönemde Türk tiyatrosunun, hala Tanzimat döneminin taklitçi, öykünen tiyatro anlayışıyla ilgi görmesinin mümkün olmadığının altını çizen Şentürk, şunları dile getirdi:

“Tiyatro yerinde sayamaz. Yani tiyatro yerinde sayarsa, hayattan kopar. Her yıl 1 milyon 700 bin kişinin oyun izlediği söyleniyor. Fakat bu sayının yarıya yakın kısmının tiyatroya sürekli giden seyircilerden oluştuğunu unutmamalıyız. Tiyatro anlayışımızın yenilenmesi gerekiyor. Bu ancak yeni Türk tiyatrosu vizyonuyla mümkün. Bunun da temelinde aslında ‘Batı tiyatrosu ne yapıyor?’ diye bakıp onu buraya hemen aktarmak, benzerlerini yapmak değil. Türk tiyatrosu ve kimliği nasıl olmalı kaygısının yatması gerekiyor. Özel tiyatroların çoğunun zaten bu türden bir tartışmayı yürütebilecek ekonomik güçleri yok. Ödeneği de bulunan Devlet Tiyatrosu öncülüğünde çalıştay, tartışma, yarışma, araştırma ve sosyal medya mecralarındaki bir takım yayınlar ve teşvik programları hazırlanabilir. Türk gençleri, sanatçılar, aydınlar da bu çalışmalardan beslenmeli, ümitlenmeli, motive olmalı. Yani yazarsız olmuyor bu iş. Türk gençlerinin tiyatro yazarlığına heveslenmesi gerekiyor. Ama bu karşılığı göremedikleri zaman hevesleri de kırılabiliyor.”

“Türk yazarları sahnede yeterince göremiyoruz”

Devlet Tiyatrolarına ikinci bir oyun olarak 2019’da yazdığı “Benim Hayatım” adlı oyunu sunduğunu, fakat kabul edilmediğini aktaran Şentürk, “Her yıl yüzlerce oyun gönderiliyor ve baktığımızda arşive giren de birçok oyun var aslında. Fakat Türk yazarları sahnede yeterince göremiyoruz. Çünkü çoğu belki kalitesiz veya çok kaliteli olduğu halde haksız yere raporlanmış, edebi kurulca reddedilmiş olabiliyorlar ve sahnelenme imkanına kavuşamayabiliyorlar. Bu da çok ciddi, yenilikçi Türk tiyatrosu anlayışını temsil eden eserlerini meydana getirmek isteyen gençlerin motivasyonunu bozuyor.” açıklamasını yaptı.

Rıdvan Şentürk, Devlet Tiyatrolarına gönderdiği oyunun, Türk tiyatrosu kimliğinin nasıl olması gerektiğine dair kaygı taşıdığını, geleneksel tiyatronun karakteristik özellikleriyle çağdaş tiyatronun özelliklerini kaynaştırıp yeni sentezler aramaya çalıştığını ve tiyatronun sınırlarıyla oynayan, seyirciyle ilişki biçimlerini değiştirmeye çalışan aynı zamanda tiyatronun sadece eğlenceli bir şey değil, düşündürücü ve eleştirel bir şey olabileceğini de gösteren bir oyun olduğunu söyledi.

Hakkında yazılmış raporda, oyunun komedi olarak sınıflandırıldığını gördüğünde şaşırdığını belirten Şentürk, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Düşünebiliyor musunuz, sonu intiharla biten bir oyunun türü komedi şeklinde sınıflandırılmış. Gördüğümde inanamadım. İnanılır gibi değil. Oyunun kabul edilmesi veya reddedilmesi değil benim meselem. Değerlendirmenin çok daha ciddiyetle yapılması gerekirdi. Kendi içinde çelişkili, oyunu hangi kriterlere göre değerlendirdiği belli olmayan veya tamamen okunup okunmadığı şüpheli bir rapor, Edebi Kurul’un üstünde belirleyici bir rol oynamamalıydı. Çünkü yüzlerce genç oraya oyunlarını gönderiyor ve bunlar çok ciddiyetle oyunlarının değerlendirilmesini bekliyor. Reddetme veya kabul etme gerekçelerinin tutarlı olması gerekiyor.”

Devlet Tiyatrolarının önemine işaret eden Şentürk, “Tiyatroyu halka ulaştırma vizyonu oluşturmak ve dünya tiyatro tarihinde yerini alabilmek için özgün Türk tiyatrosu kimliği, tiyatronun halktan uzaklaşmaması için de gelecek kaygısı taşıması gerekiyor. Bunu ancak aldığı ödenekle güçlenen Devlet Tiyatroları yapabilir.” ifadelerini sözlerine ekledi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x